• YARIM ALTIN
    2.487,00
    % 0,16
  • AMERIKAN DOLARI
    13,7194
    % 0,40
  • € EURO
    15,5684
    % 0,18
  • £ POUND
    18,2262
    % -0,32
  • ¥ YUAN
    2,1514
    % 0,31
  • РУБ RUBLE
    0,1860
    % 0,14
  • BITCOIN/TL
    671119,510
    % -10,89
  • BIST 100
    1.910,41
    % 1,61

Ekonominin rotası gelecek hafta açıklanacak paketle yeniden çizilecek

Ekonominin rotası gelecek hafta açıklanacak paketle yeniden çizilecek

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu hafta İnsan Hakları Eylem Planı’nı açıklamasının ardından gözler gelecek hafta kamuoyuyla paylaşılacak iktisat paketine çevrilirken, kasım ayından bu yana değişen ve takdir toplayan iktisat politikalarının yanı dizi reformların uygulanacağına dair kararlılığın gösterilmesi de ülke ekonomisinde not artırımlarını beraberinde getirecek bir rotanın şekilleneceğine işaret ediyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan öncülüğünde uzun süredir üzerinde çalışılan, makroekonomik istikrar politikaları ve yapısal politikaları içeren ekonomik paketin gelecek hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanması bekleniyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, söz konusu paketi kamuoyuna açıklayarak ülkeyi istikrar ve itimat temelinde büyütme kararlılığını bir kere daha ortaya koyacaklarını anlatım etmişti.

Açıklanacak paketin, sürdürülebilir büyümeyi destekleyici, enflasyonist baskıları azaltıcı ve yapısal kırılganlıklara yanıt veren bir dizi unsuru içinde barındırması bekleniyor. Hayata geçirilecek politikaların yabancı yatırımcıların güvenini tazeleyeceği, ülke imajı ve kredibilitesine artırıcı tesir yapacağı değerlendiriliyor. Tüm bunların, not artırımlarını da beraberinde getirebileceğine işaret ediliyor.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s de dün AA’ya yaptığı açıklamada, ekonominin yapısal dengesizliklerine yanıt veren bir dizi ekonomik reformun, orta vadede yukarı doğru not baskısına yol açabileceğini bildirmişti.

“Teşvik, hariç ticaret ve vergi mevzuatı değiştirilmeli”

AA muhabirine konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan akademisyen, ekonomist ve yazar Prof. Dr. Emre Alkin, dünyada reform kelimesinin ekonomiden ziyade siyasal ve sosyal haklar için kullanıldığını belirterek, “Reformdan kasıt fazla ciddi bir model değişikliği yoksa pakettir. Kredi derecelendirme kuruluşlarının kastettiği de şu; yeni iktisat yönetiminin piyasa dostu söylemleri, arz ve talep dengesine dikkat eden adımları devam ettikçe ülke notunun yükselmesi için ümit var. Ancak bu piyasa dostu iktisat yönetimine destek verecek unsurlar, uzun zamandır geciktirilmiş adalet, adalet ve özgürlüklerle ilgili reformlardır.” dedi.

Eğitim anlayışının da değiştirilmesi gerektiğini vurgulayan Alkin, ilim ve teknik üretilmesinin önemine işaret etti.

Vergi avantajlarının birçok ülkede sağlandığını, ancak bunun bir teşvik olmadığını belirten Alkin, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Teşvik mevzuatı en baştan ele alınmalı. Herkese teşvik veren bir sistemimiz var, buna reform denmesi imkansız. Benim için en aka reform teşvik mevzuatının gözden geçirilmesi ve seçici şekilde teşviklerin verilmesi. Seçici teşvikler, istihdama değil tamamıyla yoğun dijitalleşmeye, ardından da mevcut istihdamın dijital ekonomiye kaydırılması için verilmeli. Bizim emek yoğun sektörlere teşvik vermeye devam etmememiz, mutlaka dijitalleşme trenini 3 yıl içinde yakalamamız lazım. Bunun ardından da döviz kazandırıcı faaliyetlerin sayısının artırılması ve bunların cesaretlendirilmesi geliyor. Ekonomiyi ilgilendiren mevzuatın dakika başı değiştirilmemesi de önemli. Öte yandan hariç ticaret rejiminin tamamen liberal, çağdaş hale getirilmesi gerek. Dış ticaret rejimi bu misli haliyle Türkiye ekonomisine bir fayda sağlamıyor. İkinci aka reform bu olacaktır.”

Alkin, vergi reformunun ise vatandaşın mevsimine bakılmaksızın her ay satın almak zorunda kaldığı ürünler üzerindeki vergilerin düşürülmesi yoluyla yapılabileceğini, böylece düşük gelirli vatandaşın mağduriyetinin giderilebileceğini söyledi.

Özetle teşvik mevzuatının gözden geçirilmesi, hariç ticaret mevzuatının çağdaş hale getirilmesi ve vergi mevzuatında vatandaş lehine yenilik yapılması gerektiğinden bahseden Alkin, “Ancak bunlar yapılırsa gene de kredi derecelendirme kuruluşları not artırmaz. Türkiye’nin kredi notunu yükseltecek biricik şey 15 Temmuz’daki alçak saldırının ardından içine girdiğimiz teyakkuz durumunun sona erdiğini göstermemiz gerek. Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu hafta yaptığı bir konuşmada benim söylediğimden bahsederek, demokratikleşme açısından yeni bir dönemin müjdesini verdi. Ben de heyecanla bekliyorum.” diye konuştu.

“Ekonomi dışında hukuk ve yargı reformu da önemli”

Piri Reis Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu da sıkı nakit politikası ve enflasyonla mücadelenin ön plana çıkmasının, Türkiye’nin sürdürülebilir büyümesi için önemli bir şart olduğunu söyledi.

Bunun görülmeye başlaması ile Türkiye’nin mevcut kredi notunun düşük seviyelerde bulunması nedeniyle kredi derecelendirme kuruluşlarının da harekete geçme ihtiyacı duyacağını belirten Aslanoğlu, “Merkez Bankası’nın hükümete sunduğu mektupta da vardı; finansal istikrar ve eder istikrarının sağlanması amacına ulaşmak için sadece sıkı nakit politikası değil, bunun iktisat ve iktisat dışı reformlarla da desteklenmesi gerek.” dedi.

Aslanoğlu, ekonomide gıda enflasyonunun çözülmesi yönünde bir politikaya ihtiyaç duyulduğunu aktararak, şunları kaydetti:

“Gıda enflasyonu fazla ciddi bir sıkıntı yaşatıyor. Bunun fazla kısa vadeli bir çözümü yok. Türkiye’de tarımsal arzı artırmaya yönelik planlı bir döneme geçmeye, daha radikal ve 3-5 yıllık bir ziraat reformu açıklamaya ve net hedefleri koymaya ihtiyaç var. Türkiye’nin gıda ile ilgili sorunu çözebilmesi için gıdada arzı, talebin üzerine çıkarması gerek. Bir öbür siyaset ihtiyacı konusu da; döviz kurlarına baskı yapan unsurları ortadan çıkarmamız gerekiyor. Burada cari işlemler hesabında açığı azaltan, mümkünse fazlaya geçiren bir değişime ihtiyacımız var. En aka döviz ihtiyacımız, ithalattan kaynaklanıyor. Doğal gaz ve benzeri rezerv buluşlarının 2023 sonrası belli bir katkısı olacak fakat Türkiye’nin yenilenebilir enerji konusunda bir hamle yapması ve buradaki çabalarını hızlandırması gerek. Rüzgar ve güneş enerjisi ile ithalat faturasını düşürmeye ihtiyacımız var. Tabii ki bu da zaman alacaktır ancak bu beklentiyi yaratmamız önemli.”

Türkiye’nin ihracatta da menzili artırması ve yüksek teknolojiye geçmesi gerektiğini vurgulayan Aslanoğlu, bunun da sadece piyasaya bırakılmaması, sanayi planı, stratejik bir plan ya da gerekirse kamu-özel amel birliği ile başarılması gerektiğini anlatım etti.

Aslanoğlu, iktisat dışında da hukuk ve yargı reformunun önemine dikkati çekerek, “Türkiye’nin iç ve hariç yatırımlarını artırması için yatırım yapılabilir ortamını iyileştirmesi gerek. Burada da hukuk ve yargı sistemi fazla önemli. Reform var, gayret var. Bunların uygulanacağına ilişkin bir gayret da görülürse not artırımları gelir. Ancak reformların uygulanmayla beraber ilerlemesi gerekiyor. Türkiye’nin şu anda en ihtiyaç duyduğu şey reformların uygulamaya geçmesi.” diye konuştu.

“Reformlarda katma değeri yüksek ürün ihracatı ve üretimine odaklanılmalı”

İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sefer Şener ise Merkez Bankası’nın sıkı nakit duruşunun ve sadeleşme adımının devam etmesinin, kredi not artışını beraberinde getireceğini söyledi.

Kasım ayından bu yana piyasalara verilen aleni itimat telkini ve sadeleşme adımının, bilhassa nisan sonrasında enflasyon artış hızındaki yavaşlamayı da beraberinde getireceğini vurgulayan Şener, yerli ve yabancı güveninin yeniden tesis edileceğini kaydetti.

Şener, Merkez Bankası’nın sıkı nakit politikası duruşunu kararlılıkla devam ettirmesi durumunda talep yönlü enflasyonun dezavantajının da kısmi olarak ortadan kalkacağını vurgulayarak, şu görüşleri dile getirdi:

“Türkiye reformlarda katma değeri yüksek ürün ihracatı ve üretimine odaklanmalıdır. Bu şekilde sağlanacak büyüme doğrudan halkın refah seviyesine de yansıyacaktır. Mülkiyet haklarının uluslararası standartlara göre geliştirilmesi ve uluslararası yatırımların daha net anlaşılabilir hukuki standartların getirilmesi, reformlar açısından pozitif bir algı oluşturacaktır. Dünya konjonktürüne müsait yeşil enerjiye dönük yatırımlar da ehemmiyet taşımaktadır. Kredi derecelendirme kuruluşlarının not değerlendirmesinde genellikle 4 temel esas alınır. Bunlar makroekonomik gidişat, eder istikrarı, jeopolitik ve siyasi riskler, finansal istikrar. Türkiye, bu dört alanda çabasını yoğunlaştırır ve reformları kararlılıkla uygularsa ekonomide yeni bir sıçrama yakalayabilir. Bu da yatırımcı algısını iyileştirecek, derecelendirme kuruluşları not artırımına gitmeye başlayacaktır.”

“Reformlarda ekonominin dışında hukuk tarafı da önemli”

Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) Ekonomi Araştırmaları Direktörü Nurullah Gür de uluslararası derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’ye karşı fazla objektif bir tavır takınmadığını belirterek, içinde bulunulan not gruplarını, “Türkiye’nin ekonomik gerçekleri ile uyuşmayan, hariç politikadaki durumunun siyasi bir yorumlanması” olarak gördüğünü söyledi.

Orta gelir tuzağını kırmak isteyen her gelişmekte olan ülke gibi Türkiye ekonomisinin de aleni bir şekilde reforma ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Gür, “Son yıllarda ekonominin içinden geçtiği türbülans, beraberinde enflasyon ve dolarizasyon gibi sorunlar getirdi. Bunların çözülmesi gerekiyor. Reformlar; enflasyonu kalıcı bir şekilde düşürme ve dolarizasyonu belli ölçülerde azaltmaya yönelik hamleler olmalı.” dedi.

Gür, gıda enflasyonunun çözülmesi için atılması gereken adımlar bulunduğunu belirterek, bunlardan birinin çiftçilerin pazara daha kolay erişmesi için aracı sayısının azaltılması, diğerinin de hal yasası olduğunu anlatım etti.

Bankacılık sektörünün Türkiye’de reel sektörün yatırım ihtiyaçlarına yanıt verme noktasında yetersiz kaldığını anlatan Gür, bu noktada sermaye piyasalarının derinleştirilmesi gerektiğini aktardı.

Gür, salgın döneminde tasarruf sahiplerinin sermaye piyasalarına yöneldiğini, ancak şirketlerin halka arz konusunda yeteri kadar iştahlı olmadığını vurgulayarak, şunları kaydetti:

“Hem uzun vadeli düşünen tasarruf sahiplerini hem de şirketleri sermaye piyasalarına çekecek düzenlemeler, kurallar ve yeni enstrümanlar olmalı. Diğer taraftan, Türkiye’nin kur şoklarını yaşadığı zaman, bundan etkilenmesinin altında yatan sebeplerinden biri; Türkiye’de bilhassa orta ve yüksek teknolojili ürün gruplarındaki üretimin dışarıya olan bağımlılığı. İthal fasıla malları burada ciddi bir örneğin teşkil ediyor. Bunlardan Türkiye’de üretilebilecek olanlara dair teşvik sistemi gerek. Bu noktada da Türkiye’deki sektör bazlı teşvik anlayışını bir kademe daha ileriye taşıyıp, ürün bazlı bir teşvik sistemine geçilmesi önemli. Yenilenebilir enerji teknolojilerinin Türkiye’de daha fazla üretilmesi için de bazı teşvik sistemleri geliştirilebilir. Kovid-19 sonrası küresel ticaret sistemi ve üretim zincirleri değişimden geçecek. Bu noktada Türkiye’nin ticaret ve üretim üssü olması fazla da sürpriz olmaz, bu altyapımız var. Ancak Türkiye’nin; yeniliklerin önünü açacak, teknoloji transferi sağlayacak, istihdam yaratacak doğru yabancı sermayeyi çekmek için bazı düzenleme ve teşvik sistemlerine ihtiyacı var. Bu reform paketi buna dair bazı maddeler yer alabilir.”

Nurullah Gür, istihdamın Türkiye’nin önemli meselelerinden biri olduğunu, bunun için esnek çalışma modellerine yönelik düzenlemeler yapılması gerektiğini dile getirdi.

Reformlarda ekonominin dışında hukuk tarafının da önemli olduğunu vurgulayan Gür, “Hukuk reformları, bilhassa mahkemelerin daha etkin ve hızlı çalışmasına yönelik alınabilecek tedbirler de Türkiye’de sermaye piyasalarının gelişimi gibi temel konu başlıklarında ekonominin önünü açacaktır. Hukuk paketi de reformlar açısından Türkiye ekonomisi için ehemmiyet arz etmektedir.” ifadelerini kullandı.